Düzenli bir geliri ve altımdaki dört tekeri terk edeli bir yıldan fazla olmuş. Nasıl da ikna etmiştim eşimi: "Canım en fazla altı ay... Fikir süper! Yazılımcıyı ayarladık. Tasarımı da o halledecek. Askerde olmasa daha kısa sürerdi ama olsun. Şirketten bizim X (bir arkadaşım) için aldığım borç para var ya, onunla ilgili Y Bey'le (eski patronum) görüştüm. Beş ayı geri ödemesiz dokuz taksitle ödeyeceğiz onu ama X hemen ödemeye başlayacak bize. Yani beş ay belli bir gelirimiz de olacak. Siteyi açtıktan sonra kendiliğinden yayılacak zaten (fikir süper ya). Ondan sonra da kısa sürede en kötü ihtimalle şimdiki durumumuza geliriz. İyi ihtimali sen düşün". Kendimi nasıl ikna ettiğim de ortaya çıkıyor böylelikle. Derken çalışmalar başlıyor.
Ofis, işe beraber girmeye ikna ettiğim arkadaşlarımın ofisi. Bir bilgisayar firması. Bu arada ikamet Gaziosmanpaşa, ofis Üsküdar'da (şu an Ümraniye'de). Kitap ve gazete okumak için bol bol vakit demek bu. Dert etmiyorum yani . Yazılımcımız civar illerin birinde yedek subay olarak askerlik yapmakta. İnternet bağlantısı mevcut. Hafta sonları İstanbul'da. Daha ne olsun.
Ben yerli ve yabancı sitelerde fink atmaktayım. Yurt içinde zaten yok da, yurt dışında neler dönüyor acaba bu
social shopping ile ilgili diye eşeleyip duruyorum. Toplantılar, alınan kararlar, yenilen
pizzalar, açılan
basecamp hesabı, yapılacaklar listesi derken iyice havaya giriyoruz.
Tabi ben hem eşin dostun "ne iş yapıyorsun" sorularına cevap verebilmek, hem de biraz para kazanmak için şirketin bayiliğini almayı düşündüğü
cihaz için kafa yormaya başlıyorum: "Tam Milli Eğitim Bakanlığı'na göre. Almayı planladıkları 1 milyon bilgisayar yerine bunu alsalar... 1.000.000 x $.... = Site işinden vazgeçsem mi acaba;)". Sadece kafa yormayla olmuyor ama bu işler. Birkaç küçük yeltenme ve sonuç hava gazı.
Bazı şeylerin ters gitmesi uzun sürmüyor tabi (ne büyük sürpriz ama). Yazılımcımızın askerde yaşadığı sıkıntılar bize de sirayet ediyor. Belirlenen kilometre taşlarını ileri kaydırıyoruz. Moraller bozuluyor. Sitenin ilk ekran görüntüleri neşemizi yerine getiriyor biraz ama öyle kalıyor.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Cahit Sıtkı Tarancı - 35 Yaş Şiiri'den
Bu arada bizim bilgisayarcı arkadaşlara bir büyükleri veriyor gazı:"Birbirine güvenen bu kadar adamsınız. Boş boş durmayın, risk alın, bir şeyler yapın"diye. Şartlar masaya yatırılıyor ve ithalat yapmaya karar veriliyor. Bu işe para koyabilecek biri daha katılıyor kadroya. Benim dışımda herkes bir şeylerle meşgul olduğundan araştırma ve raporlama işi bana düşüyor. Dalıyorum
alibaba deryalarına. Akla yatan ürünler hafıza kartları ve USB bellekler. Araştırma yaparken ahşap USB bellekler üzerinde lazer işlemenin ne kadar güzel durduğu dikkatimi çekiyor. Ultra yaratıcı beyin boş durmuyor tabi.
tish-o, ahşap USB ve lazer işleme üçlüsünü eşleştiriveriyor hemen ve al sana kişiselleştirilmiş ahşap USB bellek fikri. Söylemiyorum ama kimseye, "yine mi fikir" demesinler diye. Bekliyorum.

"Ne çabuk geçti bu beş ay yaa! Daha ortada ne fol var ne de yumurta. Aha da taksitlerin ödeme zamanı geldi. Ne halt etcez şimdi" (bkz. gayri ihtiyari kafiye) Telefon Y Bey'den:"Mehmet bi gelsene, görüşmemiz lazım". "Tamam" diyorum ama o ana geç ulaşmak için Zincirlikuyu'ya geri geri yürümeye razıyım. Kaçınılmaz son, varıyorum Zincirlikuyu'ya. Geçiyorum Y Bey'in karşısına. O da ne! Paradan bahsetmiyor Y Bey. Benim de vakıf olduğum faaliyetlerinden biriyle iligili fikrini anlatıyor ve bunun için bütün masrafları kendisine ait olmak üzere, benim adıma bir şirket ve farklı illerde on tane şube açmayı teklif ediyor bana. Benden istediği bu şirketin ve şubelerinin vergi dairesi ve ticaret odası kayıtlarının yapılması. Bütün masraflar yine ona ait. Karşılığında da kendisine olan borcumu silecek. Bunu parayı kurtarmak için teklif etmediğini de ekliyor bu arada. Teşekkür ediyor ve teklifi kabul ediyorum. Şu an kayıtlarda merkezi İstanbul'da, şubeleri Mersin, Adana, İskenderun, Rize, Konya, Merzifon, Balıkesir ve Konya'da bulunan bir şahıs şirketi sahibi olarak görünüyorum. Bu da girişimcilik sayılır mı? Pehh! Zor tuttum kendimi gülmemek için.

Ben Evliya Çelebi misali dolanıp dururken yazılımcımız askerliğini bitiriyor. İlk günlerdeki şevk ve heyecandan eser yok tabi ama ümitleniyoruz yine de.
Ben kişiselleştirilmiş ürün (customized product dedikleri) olayına abayı yakmış durumdayım. Bir gün bizim social shopping zımbırtısı ile ilgili konuşurken patlatıyorum bombayı:"Abi Türkiye'de yok bu ahşap USB bellekler. Baksana lazer işleme nasıl duruyor üzerinde. Düşün, isteyen istediğini işleyebiliyor üzerine.
tish-o'nun t-shirtlere yaptığını biz ahşap USB belleklere yapıcaz yani. Nasıl!?" Fikir kafalara yatar gibi oluyor ve benim
ROI'sinin daha hızlı olacağı yönündeki tiratım vesilesiyle social shopping zımbırtısını rafa kaldırıyoruz.
Şimdi bize bir lazerci lazım. Daha önce iletişim kurduğum lazerciyi arıyorum. Fason olarak yaptıramazmışız bu işi. Piyasada ucuz makineler varmış ama, $12.ooo. Ben yine dalıyorum alibaba deryalarına. Çin malı makineler $1.500'la $4.500 arasında değişiyor. Türkiye'deki distribütörlüklerde aynı makineler $8.500'a kadar çıkıyor. Bizim lazercinin bahsettiği Amerikan malı makinenin
en düşük modelinin Türkiye fiyatı $13.000. Bir karar vermek lazım. Soruyorum bizimkilere "Bu işe para kazanmak üzere mi giriyoruz, para kaybetmemek üzere mi? Birincisi için paraya kıymamız lazım, ikincisi için ise adres belli". Birinciyi seçiyoruz ve peşinatla birlikte veriyoruz siparişi. Toplam maliyet 20.000 YTL.
Tabi bu arada beş ayın üzerinden bir üç ay daha geçiyor. Bizim X de maddi anlamda kuyruğu titrettiğinden değirmenin suyu iyice kesiliyor. Pasifler hanesine eklenen kalemlerse günü kurtarmalık. Ortaklar kurulunda halimi arz ediyorum. "OK" diyorlar ve altı aylık bir ödenek çıkıyor bana. En çok eşim seviniyor buna. İşler yoluna mı giriyor ne!
Bir akşam üstü bir telefon daha Y Bey'den. Yanına çağırıyor. Acabalar arasında varıyorum yanına. Al sana bir teklif daha. Ama ne teklif: "Mehmet'cim benim 500.000YTL kadar bir param var kenarda. Tatilde biriyle tanıştım. Gayrimenkul sektörünü tavsiye etti bana. Günde 4-5 saat yüzüp sırf bunu düşündüm ben de. Elimizdeki nakit parayla acil, ihtiyaçtan satılık olan kelepir yerler bulup satın alacağız ve en fazla 2 ay içerisinde en az %20 karla elden çıkaracağız. Koşturma senden, para benden. Aslan payını ben alacağım tabi. Senin altına bir tomofil, alıştan %5 ve satıştan %5. Mesai yok, ofise gelmek yok." Yüzdeliklerden çok diğer avantajlar cezbediyor beni, balıklama atlıyorum teklife (ama çaktırmadan). Yemekle kutluyoruz bu anlaşmayı.
Yakıt giderinin %10'u bana ait olan afilli dört tekerimle hem gayrimenkul araştırmasına hem de toplu taşımayla iki saat süren yolu yarım saatte alarak ofise gidiyorum. Bir yandan siteyle ilgili çalışmaları takip ediyor bir yandan da karlı gayrimenkuleri kovalıyorum. Hatta buluyorum ve 200.000YTL'ye Maltepe'de 135 metrekarelik üç tane daire satın alıyorum. Tek kusurları henüz ortada olmamaları. Yani bir fikri satın alıyorum. Karşılığında teminat senedi, farklı iki daire tapusu ve kendisinin de olurunu almama rağmen Y Bey'in tedirginliğini bertaraf edemiyorum. Bir gün bir telefon ve bir bahaneyle kayıyor altımdan afilli dört teker. Soğuyorum işten. Aradan da zaman geçince gidiyorum Y Bey'e "askıya alalım bunu şimdilik" diyorum. Kabul ediyor. Daireler yapılır ve satılırsa biraz rahatlayacağım ama henüz öyle bir ışık yok.
Sitede güzel şeyler oluyor. Yurt dışı örneklerin verdiği ilhamla(!) biraz daha değişiyor ve gelişiyor fikir. İlerisi için ümitlendiren ek fikirler de ortaya çıkıyor. Yazılımcımızın düğününü de atlatıyoruz bu arada. Ama kilometre taşlarıyla sorunlarımız var hala. Olsun!
Lazer işleme makinemiz harika işler çıkartıyor. Ama şimdilik sadece kendimizi tatmin ediyoruz bunlarla. Bu harika işler paraya dönecek ama ne zaman? Bekliyoruz.
Gel gelelim yarısını evelki borçlara harcadığım altı aylık ödeneğin de dibi göründü. Morali ölçen bir cihaz olsa bende nasıl bir sonuç verirdi merak ediyorum. Bazen iyi görünmek için öyle taklitler yapıyorum ki ben bile kendimi iyi zannediyorum. Bu arada ne oluyorsa yatırımcı olduğundan daha çok melek olan eşime ve pek de farkında olmasalarda iki oğluma oluyor. Üzülüyorum.
Bütün bunlara rağmen biri çıksa ve iyi bir maaşla iyi bir iş teklif etse, "Bırak bu işleri, olmuyor işte görüyorsun. Çok da fazla zorlamamak lazım." dese, sadece "hayır" demekle kalır mıyım bilmiyorum. Girişimcilik belası da bu olsa gerek. Bu beladan kurtulmak isteseydim bir daha asla
fikir atölyesine takılmazdım mesela. Kendi başarısızılıklarıma yaptığım gibi, zor dönemlerden geçerek başarılı olanların başarılarına da gözlerimi kapatırdım. Ama olmuyor işte canına yandığım. OLMUYOR!
Bir yer var; biliyorum
Her şeyi söylemek mümkün
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum
Anlatamıyorum.
Orhan Veli